Midas - Yeni Kullanıcılara Özel

BBVA

Cuma, 17 Nisan 2026 00:00
Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde zayıf bir görünüm sergilemeye devam etmektedir. Önceki dönemde sınırlı toparlanma sinyalleri görülmüş olsa da Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmeler, enerji fiyatlarındaki artış ve tedarik zinciri sorunları ekonomik aktivite üzerinde baskı oluşturmaktadır. Aylık GSYH göstergeleri yaklaşık %2,7 yıllık ve %0,5 çeyreklik büyümeye işaret ederken, genel büyüme dinamiklerinin kırılgan olduğu görülmektedir.
 
Üretim tarafında sanayi sektörü zayıf seyrini sürdürürken, çeyreklik bazda yataya yakın bir performans sergilemektedir. İnşaat sektörü yavaşlama eğilimini korurken güven endekslerindeki düşüş dikkat çekmektedir. Hizmet sektörü ise sınırlı bir toparlanma gösterse de güçlü bir ivme yakalayamamıştır. PMI verisinin 50 eşik değerinin altında kalması ve kapasite kullanım oranının düşük seviyelerde seyretmesi ekonomik aktivitedeki zayıflığı teyit etmektedir.
 
Talep tarafında hem iç hem dış talepte belirgin bir zayıflama söz konusudur. Özellikle özel tüketim kaynaklı iç talepte daralma gözlenirken, sıkı finansal koşullar ve makroihtiyati önlemler bu baskıyı artırmaktadır. Dış talep de küresel ekonomik yavaşlama ve jeopolitik riskler nedeniyle büyümeye negatif katkı yapmaktadır. İhracatta sert düşüş yaşanırken ithalatta da daralma görülmektedir. Yatırımların ivme kaybetmesi ve tüketim artışındaki belirgin yavaşlama, büyüme kompozisyonunun zayıfladığına işaret etmektedir.
 
Makro politika tarafında yüksek enflasyon beklentileri ve enflasyon katılığı nedeniyle sıkı para politikasının daha uzun süre korunması beklenmektedir. Maliye politikası büyümeyi destekleyebilir ancak dış dengedeki bozulma bu alanı sınırlamaktadır. Ayrıca petrol fiyatlarında olası artışların büyüme üzerinde aşağı yönlü etkisi bulunmakta, örneğin %10’luk bir artışın büyümeyi yaklaşık 0,3 puan düşürebileceği hesaplanmaktadır.
 
Genel olarak değerlendirildiğinde, 2026 yılı için %4 büyüme beklentisi aşağı yönlü riskler taşımaktadır. Savaşın süresi, enerji fiyatları ve küresel talep koşulları belirleyici olmaya devam ederken, olası bir ateşkes durumunda dahi belirsizliklerin tamamen ortadan kalkması zaman alacaktır. Ekonomi, zayıf iç talep, negatif dış katkı ve sıkı finansal koşulların etkisiyle kırılgan bir büyüme patikasında ilerlemektedir.
 
Via 507
Cumartesi, 04 Nisan 2026 00:00
BBVA Research'ün Mart 2026 tarihli raporuna göre Türkiye bankacılık sektöründe öne çıkan önemli noktalar şu şekilde özetleyebiliriz,
  • Sektör Görünümü ve Kredi Büyümesi: Yılın başındaki hızlanmanın ardından kredi büyümesi Mart ayında, hem uygulanan kredi büyüme tavanları hem de Orta Doğu'daki çatışmaların finansal koşulları sıkılaştırması nedeniyle yavaşlamıştır. Tüketici kredileri hala ticari kredilerden hızlı büyüse de her iki segmentteki büyüme oranları düşük %30'lu seviyelerde birbirine yaklaşmaya başlamıştır.
  • Para Politikası ve Rezerv Yönetimi: TCMB, finansal istikrarı desteklemek amacıyla fonlama maliyetini Mart başında %40'a çıkarmış ve ek likidite araçlarını devreye almıştır. Mart ayında TCMB'nin yaklaşık 60 milyar dolarlık zımni döviz satışı yaptığı ve altını döviz likiditesini desteklemek için likit bir araç olarak kullandığı (son 3 haftada altın varlıklarında 121 tonluk düşüş) hesaplanmaktadır.
  • Banka Kârlılığı: Mevduat bankalarının net kârı 2026'nın ilk iki ayında, 2025'in son çeyrek ortalamasına göre %16 azalmıştır. Artan fonlama maliyetleri faiz marjlarını baskılarken, 2026 yılı için özsermaye kârlılığı (RoE) beklentileri aşağı yönlü revize edilerek yatay bir seyir öngörülmüştür.
  • Varlık Kalitesi ve Riskler: Yapılandırmaların ardından duraksayan donuk alacak (NPL) oranları Mart ayında tekrar yükselişe geçmiştir. Özellikle KOBİ kredilerindeki artış ivme kazanırken, Grup 2 (yakın izlemedeki) kredilerin payı da istikrarlı bir şekilde artmaktadır.
  • Sermaye Yeterliliği: BDDK'nın sermaye yeterlilik hesaplamalarındaki kur sabitleme imtiyazlarını kaldırması, sermaye yeterlilik rasyolarında (SYR) hem kamu hem de özel bankalarda yaklaşık 300 baz puanlık sert bir düşüşe yol açmıştır.
  • Güncel Düzenlemeler: Kredi büyümesine yönelik segment bazlı (KOBİ, otomobil, ihtiyaç vb.) sıkı sınırlamalar ve tavan oranları uygulanmaya devam etmektedir. Kredi kartları ve kredili mevduat hesapları için limitlerin gelirle uyumlu hale getirilmesi ve ödenemeyen borçlar için 48 aya kadar yapılandırma imkanı gibi yeni kurallar getirilmiştir.
Rapor, Orta Doğu'daki çatışmanın süresine ve derinliğine bağlı olarak para politikasının daha da sıkılaşabileceğine ve yüksek faiz ortamının devam edeceğine işaret etmektedir.
 Via 507
Cumartesi, 28 Mart 2026 00:00
Raporun Ana Mesajı: BBVA Research, Türkiye ekonomisi için 2026 yılı görünümünde Orta Doğu’daki çatışmaların etkisiyle temkinli ve aşağı yönlü risklerin ağır bastığı bir projeksiyon sunmaktadır. Analistler, 2025 yılındaki %3,6’lık büyümenin ardından 2026 için %4,0 olan GSYİH büyüme tahminini korumakla birlikte, İran merkezli çatışmanın derinleşmesi durumunda büyüme ve dış finansman dengesinde ciddi bir ödünleşme yaşanabileceğini öngörmektedir. Temel yatırım tezi, küresel stagflasyonist şokun enerji fiyatları ve tedarik zinciri üzerinden Türkiye'nin dezenflasyon sürecini yavaşlatacağı ve Merkez Bankası'nın (TCMB) sıkı duruşunu korumak zorunda kalacağı üzerinedir.
 
Öne Çıkan Finansal Noktalar: Türkiye ekonomisi 2025 yılında iç talep ve hizmetler sektörü öncülüğünde %3,6 büyümüştür. 2026 yılı Mart ayı itibarıyla TCMB’nin döviz rezervlerinden yapılan örtülü satışların yaklaşık 50 milyar dolara (35 milyar dolar yabancı çıkışı, 15-20 milyar dolar yerel kurumsal talep) ulaştığı hesaplanmaktadır. Enflasyon tarafında, yılın başında aylık bazda %2’nin üzerinde seyreden katılık ve enerji şoku nedeniyle 2026 yıl sonu TÜFE beklentisi %25 olarak belirlenmiştir. Cari işlemler dengesinde ise enerji fiyatlarındaki her %10’luk artışın GSYİH üzerinde %0,3-0,4 oranında ek bozulma yarattığı vurgulanmaktadır.
 
Beklentiler: Raporda hisse bazlı bir hedef fiyat bulunmamakla birlikte, makro değişkenler için net tahminler sunulmaktadır. Analistler, 2026 yıl sonu için USD/TRY kurunu 52,0 seviyesinde öngörmektedir. Politika faizinin (fonlama maliyeti) ise mevcut sıkılaştırmanın ardından 2026 sonunda %32,0 seviyesine normalize olması beklenmektedir. Bu tahminlerin arkasındaki temel gerekçe, yüksek enflasyon ve genişleyen cari açık risklerine rağmen kontrollü bir kur rejimi ve büyüme dengesinin korunmaya çalışılmasıdır.
 
Katalizörler: Küresel ekonomideki yapay zeka (AI) patlaması ve düşen küresel enflasyon trendi dış talebi destekleyen unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Yurt içinde ise Şubat ayında verilen güçlü nakit bütçe fazlası, bölgesel çatışmanın ekonomik etkilerini hafifletmek için hükümete mali manevra alanı sağlamaktadır. Çatışmanın kısa süreli olması durumunda enerji fiyatlarındaki normalleşme ve finansal güvenin hızla tesisi en önemli pozitif katalizörler olacaktır.
 
Riskler: En kritik risk unsuru, İran ile yaşanan çatışmanın uzun süreli ve derin bir hal almasıdır; bu durum kalıcı yüksek enerji fiyatları ve finansal risk iştahında kapanma anlamına gelmektedir. Yabancı yatırımcıların Mart ayı ortası itibarıyla yaklaşık 35 milyar dolara ulaşan çıkışları ve yerleşiklerin olası dolarizasyon eğilimi kur üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Ayrıca, asgari ücret ve erken yıl fiyat ayarlamalarının enflasyon beklentilerini çıpalamayı zorlaştırması operasyonel bir risk olarak not edilmiştir.
 
Kurum Bazlı Sınıflandırma: BBVA / Garanti BBVA Research, Türkiye’nin 5 yıllık CDS priminin 300 baz puana yükseldiğine ve carry trade iştahının kaybolduğuna dikkat çekmektedir. Kurum, TCMB’nin fonlama maliyetini dolaylı yoldan %40 seviyesine çıkararak proaktif bir tepki verdiğini ve TL likiditesini etkin şekilde sterilize ettiğini altını çizerek belirtmektedir. Analizlerde ayrıca, kamu borç çevirme oranının Ocak-Şubat döneminde %106 seviyesinde gerçekleştiği bilgisi paylaşılmaktadır.
 
Özetle, Türkiye ekonomisi, dışsal jeopolitik şoklar nedeniyle 2026 yılına zorlu bir başlangıç yapmış ve önemli bir sermaye çıkışıyla karşı karşıya kalmıştır. Büyüme ve dezenflasyon patikasındaki başarı, tamamen Orta Doğu'daki çatışmanın süresine ve TCMB’nin rezerv yönetimi ile faiz politikasındaki kararlılığına bağlı olacaktır. Yatırımcılar için kurdaki kontrollü seyir ve mali disiplin en kritik takip noktalarıdır.
Çarşamba, 04 Mart 2026 00:00
BBVA tarafından yayımlanan 2 Mart 2026 tarihli rapor, ABD, İsrail ve İran arasındaki gerilimin Türk piyasaları üzerindeki etkilerini analiz etmektedir. Hafta sonu yaşanan tırmanma ile petrol fiyatlarının yaklaşık %10 arttığı ve yatırımcıların güvenli liman varlıklarına yöneldiği görülmektedir. Piyasalar şimdilik durumu "sınırlı bir çatışma" olarak değerlendirse de, ABD birliklerinin dahil olduğu bir kara harekatı gibi senaryolar risk primini artırabilecek en büyük tehdit olarak görülmektedir.
 
Türkiye'nin Konumu ve Enerji Etkisi: Türkiye çatışmaya doğrudan dahil olmasa da coğrafi yakınlığı ve enerji ithalatına bağımlılığı nedeniyle piyasaları kaçınılmaz olarak etkilenmektedir. Enerji ithalatçısı bir ekonomi olarak Türkiye, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı hassastır; ancak ithalatın bir kısmının orta ve uzun vadeli kontratlarla yapılması kısa süreli şokların makro etkisini sınırlamaktadır. Buna rağmen Brent petrolde kalıcı olacak her 10 dolarlık artışın, yıllık ham petrol ithalat faturasına mekanik olarak 2,3-2,4 milyar dolar ek yük getireceği hesaplanmaktadır. Ayrıca petrol fiyatlarındaki bu tür kalıcı artışlar, 6-12 aylık bir ufukta manşet enflasyona 0,2 ila 0,8 yüzde puanlık bir katkı yapabilmektedir.
 
Para Politikası ve TCMB'nin Hamleleri: İTO perakende fiyat endeksindeki %3,85'lik aylık artış ve savaş riskinin etkisiyle, TCMB'nin 12 Mart'taki Para Politikası Kurulu toplantısında faiz indirimi yapma ihtimali oldukça azalmıştır. Yetkililer piyasa düzenini korumak için hızlı önlemler almış; TCMB haftalık repo ihalelerini askıya alarak bankaların borçlanma maliyetini %40'a çıkarmıştır. Ayrıca döviz rezervlerini daha seçici kullanmak amacıyla, döviz riskinden korunma talebini karşılamak üzere NDF (teslimatsız vadeli işlemler) mekanizması yeniden devreye alınmıştır. TCMB'nin 200 milyar doların üzerindeki brüt rezervi ve bu rezervlerin 132 milyar dolarlık kısmının altın olması, kriz anlarında önemli bir tampon sağlamaktadır.
 
Türk Lirası ve Yatırımcı Davranışları: Jeopolitik belirsizlik dönemlerinde yerli yatırımcıların güvenli liman arayışıyla döviz ve altın talebinin artması, TL üzerindeki baskıyı dolaylı olarak yükseltmektedir. Yabancı yatırımcı tarafında ise yıl başından bu yana tahvillere (4,8 milyar dolar) ve hisse senetlerine (2,8 milyar dolar) ciddi girişler olmuş, toplam swap pozisyonları 54 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Mevcut risk ortamında bu pozisyonların bir kısmının ihtiyat amaçlı geri çekilmesi TL üzerinde yukarı yönlü baskı oluştursa da, TCMB'nin likidite yönetimiyle bu süreci düzenli bir patikada tutması beklenmektedir.
 
Tahvil ve Kredi Piyasaları: Yerel tahvil (TURKGB) piyasasında yabancı payının %10'un altında (yaklaşık 21,6 milyar dolar) olması, ani ve düzensiz bir çıkış riskini azaltmaktadır. Ancak enflasyon beklentilerindeki bozulma nedeniyle kısa vadeli tahvil faizlerinde yükseliş görülmektedir. Türkiye'nin 5 yıllık CDS primi 220 seviyelerinden 245 baz puana yükselmiş olup, bu durum Türkiye'nin ekonomik temellerinden ziyade bölgesel risk primindeki artışı yansıtmaktadır. Çatışma senaryoları sınırlı kaldığı sürece, Türkiye'nin döviz cinsi kağıtlarının getiri potansiyelinin süreceği ve spreadlerin (getiri farkları) hızla normale dönebileceği öngörülmektedir.
 
Via 507
Destek Yatırım - Hesap Aç
Öne Çıkanlar Kurumlar Hisse Karşılaştır Partnerlerimiz Videolar Blog İletişim
Giriş Yap Üye Ol
Google Play Apple Store